Deneyimden Geleceğe: Akademik Başarı ve Hayat Becerileri (Prof. Dr. İbrahim Baz)

Haber Tarihi: 08.11.2017
 31 Ekim 2017 tarihinde yapılan “Akademik Başarı ve Hayat Becerileri” dersinin öğretim üyesi, İstanbul Ticaret Üniversitesinde Rektör yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. İbrahim Baz idi.

Rektör yardımcımız dersine, önce başarının ne olduğunu sorgulamak gerektiğini söyleyerek başladı: “Başarı nedir? Başarılı olmanın anlamı ve tarifi kişiden kişiye değişir. Başarılı olmak kimine göre lüks yaşamak, çok görkemli bir villada oturmak, son model otomobillere binmek,  herkes tarafından tanınmak olabilir. Kimine göre ise başarı, yaptığı işte iyi olmak, takdir edilmektir. Başarılı olmak deyince bunların hepsine sahip olmak da anlaşılabilir. Çok varlıklı olmak, hayatta başarılı ve mutlu olmak için yeterli midir? Bakın size bir anımı anlatmak istiyorum: Sakıp Sabancı seksenli yıllarda bir gün, çalıştığım kurum olan Selçuk Üniversitesi’ne geldi. İkramda ve saygıda kusur etmemek için soframızı, sınırlı imkânlarımıza rağmen donatmaya çalıştık; ama o ne ikram ettiysek hiçbir şeye elini sürmedi ve kürsüye çıkınca şunları söyledi: ‘Sakıp Ağa denilince belki bir dev bekliyordunuz, bir cüceyle karşılaştınız. Size göre çok başarılı, pek çok şeyin sahibi bir insanım değil mi? Aslında bir şeyin farkında değilsiniz. Ben sizin kadar zengin değilim; çünkü siz bu nimetleri yiyebiliyorsunuz. Bakın ben sağlık sorunlarım sebebiyle tadamıyorum bile. Bana göre zengin, istediğini yeme özgürlüğüne sahip olandır. Yani zengin olan sizlersiniz, bu zenginliğin kıymetini iyi bilin.’ Demek ki maddi imkânlarınızın çokluğu bile bazı sınırları kaldırmaya yetmiyor hayatta. Benim düşünceme göre başarı, insanın içinde olan bir isteğin, arzunun ve coşkunun ta kendisidir. Kazancı yüksek bir iş, iyi bir evde yaşamak tutkusu; insanın içindeki isteği, arzuyu dışarı vurması, iradesini yansıtabilmesidir. ‘Bunu mutlaka elde edeceğim’, başarının anahtar cümlesidir. Birçok zengin insan vardır; elindekini paylaşamaz, gülemez, bir canlıyı sevemez. Onlara, başarılı demek ne kadar doğrudur? Salt zenginlik başarı için bir ölçüt değildir. Alan el değil veren el olmak, empati kurmak, insanlarla iyi ilişkiler içinde olmak, tüm canlılara sevgi ve şefkat göstermek, yeri geldiğinde sahip olduklarını paylaşabilmektir başarı.”

Prof. Dr. İbrahim Baz, çevresine karşı sevgi dolu ve saygılı olmanın, karşılık beklemeden yardım yapmanın, anne-baba olmanın da hayatta kazanılacak birer başarı olduğunu vurguladı:  

“Başarı için sevgi ve saygı şarttır. Ekmeği taştan, yılanı deliğinden çıkaracak olan bu iki kelimedir. İnsanların takdirini, sevgisini kazabilmişseniz, sözünüz dinleniyorsa, başarı budur. Önemli olan iyiyi sevebilmek, iyiyle kötüyü ayırt edebilmektir. Mutluluk da başarı da gerek iş hayatında gerek özel yaşantınızda iyiyi yakalamaktadır. Bunun için de bir insanın size gösterdiği yönleriyle değil; görünmeyen yönleriyle ilgilenin; onları ortaya çıkarın. Kişilere hemen bir etiket yapıştırmayın.”

“Bir diğer başarı, menfaat beklemeden, karşılıksız birine yardımcı olmaktır. Örneğin akademik hayatta böyle bir tatmin yaşarsınız. Bugün profesör, doçent olan kişiler de bir gün araştırma görevlisiydi. ‘Benden sonra birileri buralara gelsin, birlikte çalışalım’ düşüncesi hâkim olmalı kişide. Bunun maddi bir beklentisi yoktur; amacınız sadece, çalıştığınız alanda daha güçlü bir akademisyen yapısının gelişmesine çalışmaktır. Birisine yardımcı olabilmenin, ona katkı sağlamış olabilmenin mutluluğu yeter de artar. Bir zamanlar asistan olan öğrenciniz yıllar sonra bir konferansta, seminerde sizinle aynı unvanla karşınıza çıktığında, sizinle aynı kürsüden hitap ettiğinde bu duyguyu tarife imkân yoktur. Elden tutmak, yardımcı olmak gerekir. Bunun tam tersi şekilde de davranabilirsin. Sen akademik hayatta ilerlerken karşılaştığın sıkıntıların, önüne konulan engellerin acısıyla, yeni yetişenlere ‘Onlar da biraz sıkıntı yaşasınlar, o kadar kolay değil!’ diyerek zorluk da yaşatabilirsin. Bu şekilde ben başarılıyım, diyebilir misin? Bu haris, zarar verici duygu sana ne kazandıracak?  Koskoca bir hiç!”

“Başarı için başka bir ölçüt, sizin varlığınızdan dolayı birilerinin rahat nefes alabilmesidir. Anne babalarınızın sayesinde bugünlere geldiniz. Ne emeklerle büyüdünüz; siz uyurken onlar uyumadılar. Siz de onlar varlar, diye güven içindesiniz. Anne baba olmak, bu sorumluluğun gereklerini yerine getirebilmek de başarıdır.”

Prof. Dr. İbrahim Baz ayrıca, başarıda bir hedef belirlemenin, istikralı olmanın ve hayal kurmanın önemine değindi, zorluklar karşısında yılmamanın esas olduğunu söyledi:

“Hedef belirlemek ve istikrarlı olmak başarının kapısını açan diğer anahtarlardır. Alanınızda ilerlemek üzere önünüze hedef, bu hedefe ulaşmak için de stratejiler koyuyor musunuz? Hedefinizi bir an önce belirlemelisiniz. Bunlar size şu anda erkenmiş gibi gelebilir ama hayat çok çabuk geçiyor. Mezun olduktan sonra nerede olmak istediğinizin planını, şimdiden yapmanız lazım. İş hayatına atılacaksınız, doğru adresler nereleridir? Stajınızı ihmal etmeyin, hakkıyla yapın. Yaz tatilinizin en azından bir bölümünü, kurumsal bir şirkette geçirerek tecrübe kazanın. Geleceğinizin kariyer planlamasını kendinizin yapması gerekir. Yoksa bu planı sizin için hayat yapar ve o zaman her türlü sürprize hazır olmalısınız.”
 
“Ne tür iş yapıyorsanız yapın, mutlaka istikrarlı olun. Bir işe başlayınca sonunu görerek erişilecek yere kadar gitmelisiniz. Vazgeçmemek esastır. Türkçede maymun iştahlı diye bir deyim vardır. Bazı insanlar, biraz çabalar ve ‘olmuyor’ diye bırakır hemen. Bu başarısızlığın ta kendisidir. Vazgeçmeme duygusunu edinirseniz, önünde sonunda o işi başarırsınız. Vazgeçmemek en önemli meziyetlerden biridir. Yılmamak ve usanmamak önemli. Günün tabiriyle bir işi başarmak için kendinizi kodlayacaksın ve kodun hedefine varacaksınız. Herkesin yaradılışı farklıdır. Bazen çok kolay karamsarlığa kapılıyoruz. ‘Bugün olmazsa, yarın yapacağım’ diyebilmelisiniz. Niye umutsuzluk, niye vesveseye kapılıyorsun? Hükmen yenilgiyi kabullenmek niye? İnsan her zaman başarılı olmayabilir. Çok emek sarf edip hiçbir yere gelemeyebilirsiniz. Matematiksel bir sonuç yoktur aslında, içinde ‘bunu başaracağım’ duygusu varsa yeter. Milli Eğitim Bakanlığının yurtdışına öğrenci gönderme sınavlarına katıldım. ‘Bu sınavlara büyük şehirlerden, belli başlı üniversitelerden de giriyorlar; ben onlarla nasıl yarışırım?’  diye umutsuzluğa kapılmadım. O kadar sıkı çalıştım ki onların önüne geçerek sınavı birincilikle kazandım. Azmetmeniz, bir şeyi kafanıza koymanız önemli. Mutsuzluğu bir kenara bırakıp vazgeçmeme duyarlılığıyla konuya yapışmanız lazım. Hiçbir şeyin sonunu görmeden vazgeçmeyin.”

“Başarılı olmak için bir diğer şart, hayal edebilmektir. Hayal etmezsek insan dışı canlılardan ne farkımız kalır? İnsanoğlu günümüze hayal etme gücüyle gelmiştir; tasarlayarak, uygulayarak teknolojik hamleler gerçekleştirmiştir. Bizim çocukluğumuzda top sahaları yoktu, tarlada top oynardık. Top dediğim de bez parçalarını iyice sıkıştırarak yaptığımız bir oyun aracıydı. Bugün geldiğimiz noktaya bakın: Siz artık sanal ortamda futbol oynuyorsunuz.”

Rektör yardımcımız, başarılı olmak için kendini bilmenin şart olduğuna şöyle değindi: “Aslında başarılı olmanın temel prensibi, kendini bilmektir. Kendinizi bilirseniz başarı kendiliğinden gelir. Diyelim, üniversitede hocasınız. Birçok unvanınız var; doçent, profesör oldunuz… Bunlar başarı mı? Bu, görece bir kavram. Akademik başarı bunlardan ibaret değil. ‘Ben bu üniversiteye bir katkı sağlayabiliyor muyum?’ diye kendini sorgulamalısın. Burada sadece eğitim ve öğretim yapılmamalı, bir akademisyen, kendisi gibi akademik nesiller de yetiştirebilmeli. Akademik çalışmalar yalnızca derslere yönelik olmamalı; içinde yaşanılan toplum, çevre ve ülke hakkında araştırmalar yapılmalı, projeler geliştirilmeli. Bunları yapabildiğinde başarı taçlanıyor. ‘Topluma nasıl faydalı olmalı?’ sorusunun cevabında gizli başarı. Sizin alanınızla ilgili, topluma katkı sağlayabileceğiniz onlarca konu var. Kendi kendinizi yetiştirme fırsatı bulamazsanız bu bilgiler de zayıflar. Yenilikleri takip etmek, öğrenebilmek için yaşam boyu çalışmalı, ülke kalkınmasına da katkıda bulunmalısınız. Devletimiz ülke yararına olan projelere muazzam destekler veriyor. Yeter ki ülkenize, çevrenize katkınız olsun, deniyor. Alanındaki teknolojiyi bilen bireyler olarak hayata hazır hâle gelmelisiniz. Bunun için üniversitenizin size sunduğu imkânları çok iyi değerlendirin. Selçuk Üniversitesinde, Harita Mühendisliği Bölümünde okuduğum yıllarda bir alanda bitirme ödevi verme zorunluluğu vardı. Harita mühendisliğinde beş temel alan mevcuttur. Bir alanda ödevimi yaptım, diğer dördünde de fahri olarak çalıştım; çünkü alanıma hâkim olmak istiyordum, mühendisliğimin her alanıyla ilgili bilgim olsun istiyordum. Böylece üniversitemin bana sağladığı bütün imkânları kullandım.” Alanınıza çok iyi tanımalısınız ki uzmanlık alanınızı iyi belirleyebilesiniz. Oxford Üniversitesinde mastır yaptığım dönemde Türkiye’de tam anlamıyla bir uzmanlaşma yoktu. Bitirme tezimde benim konumu genel buldukları için üniversitedeki hocalarım, kendi ülkeleriyle ilgili bir konu verdiler. Çinliler o zaman İngiltere’ye binlerce öğrenci gönderdiler. Üzerinde çalışılmış, deneyleri yapılmış konuları tekrar ele almak istediler. O zaman Çinlilere çok güldüler; şimdi ise Çinliler onlara gülüyorlar. Bugün dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan Çin, ekonomik kalkınma için çok planlı, programlı hareket etti. Bizde ise o dönemde yurt dışına öğretim elemanları gönderilirken bunun planlaması iyi yapılamadı. Üniversiteye hoca lazım ayağı düşünüldü sadece, ülkenin kalkınması ayağı göz özününe alınmadı maalesef. Günümüzde bir proje değerlendirilirken ‘Maksimum verimlilik nasıl sağlanır?’ diye bakılıyor. Bir problemde bütün parametreleri ele alıp çözebilmelisin.”

Prof. Dr. İbrahim Baz, hayat becerileri konusunda ise şu hususlara değindi:

“Beceriden kasıt ne? Artık makineler de eğer öğretirseniz insanın yapabileceği her işi yapabiliyor. Sonuçta bir şeyleri yapabilmekten ziyade, yaptırabilmek önemli. Hem kendine hem ülkene hem de insanlığa faydalıysan beceri buradadır. “

“İyi bir insan olmak için önce ‘adam olmak’ gerekiyor. Hikâye eskidir: Bir köylü çocuk, okuyup yıllar sonra köyüne geri dönüyor ama kültürüne ait pek çok şeyi unutmuş. Tırmığa basıyor, sopası alnına çarpıyor. ‘İşte şimdi ne olduğunu öğrendin’ diyor babası. Kendi özünü, benliğini kaybetmeden insan olabilmek bir beceridir.”

Hayat becerileri içinde en büyük becerinin içinde yaşadığı çevreye karşı duyarlılık olduğuna değinen Rektör Yardımcımız, kentli olmanın sorumluluklarına da değindi: “İstanbul’da bir kentli gibi yaşamayı bilmeyenler var. Otobüsün koltuğuna zarar verme, bir yerleri boyama veya yıkma gibi alışkanlıkları olanlar var. Kentli olmak kolay değildir,  kişiye yüklediği sorumluluklar vardır. Bu güzel kenti kimsenin horca kullanmak gibi bir hakkı yoktur. Diyelim üniversitede bir musluk bozuk, devamlı akıyor. ‘30-40 ton aksa ne olur ki,  maliyeti ne kadar, üniversiteye dokunur mu?’ diyebilirsiniz. Şunu bilmelisiniz ki, sadece suyu değil, aynı anda elektriği de israf ediyorsunuz. Su, elektrik gücüyle, elektrik pompalarıyla ulaşıyor bize. İSKİ Türkiye’deki en büyük elektrik tüketicisidir. Altı tane Atatürk Barajının ürettiği elektriği tek başına tüketiyor. Böyle bir sarfiyat olduğunda zam da kaçınılmazdır. Birey olarak, bir vatandaş olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Devletimizin bizden beklentilerini yerine getirmiyorsak, vergimizi vermiyorsak mesela, yapılan zammı da eleştiremeyiz. Bu ülke, bu devlet hepimizin. Çevreye duyarlı olmamız gerekir; millî kaynaklarımızı çalıp çırpmamalı, kötü kullanmamalı, yaşadığımız ortamı kirletmemeliyiz. Çevresine duyarlı olmayanlara da seyirci kalmamak, onları kibarca uyarmak gerekir. Bu becerileri kazandırmak için temel eğitim şarttır.” 

Hediye verebilmenin gelişmiş kişiliğin bir göstergesi, bir hayat becerisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Baz, konuşmasını Mevlana’nın sözleriyle noktaladı: “Hz. Mevlana der ki: Bir dostun bir dosta verebileceği en güzel hediyelerden bazıları şunlardır: Gönlü rahatlatacak bir tebessüm, kalbe kuvvet verebilecek bir tatlı söz, morali düzeltecek bir takdir, neşesini yerine getirecek bir şaka, kızgınlığını söndürecek bir hoşgörü, hoşa gidecek bir güzel davranış, Allah'ın rahmetini çekecek bir hayır dua.”

Yoğun ilgi gösterdikleri dersin sonunda öğrencilerimiz hocamıza; başarılı olmak, hayat becerisi kazanmak konu başlıklarını detaylandıracak çeşitli sorular yönelttiler.