Dijital Sinema Kitabı, Sinemanın Köklü Dönüşümünü Sorguluyor

Haber Tarihi: 09.03.2017
İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarım Bölüm Başkanı Doç. Dr. Rıdvan Şentürk’ün öncülüğünde yayınlanan “Dijital Sinema” kitabı, sinemanın teknolojinin hızlı gelişmesi ile birlikte geçirdiği dönüşümü tüm yönleri ile tartışıyor. İnsanart yayınları arasından çıkan edisyon kitaba, İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, Doç. Dr. Ala Sivas Gülçur, Öğr. Gör. Zafer Topaloğlu ve çeşitli üniversitelerden, Doç. Dr. Okan Ormanlı, Yrd. Doç. Dr. Hakan Erkılıç, Doç. Dr. Kağan Olguntürk, Ferhat Zengin, Prof. Dr. Burak Buyan, Yrd. Doç. Dr. Onur Akyol, Emrah Cevher katkıda bulundu.


“Dijital Sinema” kitabı, alanında öncü olması bakımından Dijital sinemanın nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli bir çerçeve sunuyor. Kitapta, sinemanın teknolojik gelişmelere birlikte değişip dönüşmesi sürecinde dijitalleşmenin önemli bir dönüm noktası olduğu vurgulanarak, dijitalleşmenin sinemayı nasıl etkilediği ele alınmaktadır. Sinema tarihi artık klasik ve dijital dönem olarak, estetik, kültür, teknik psikolojik gibi pek çok açıdan incelenmektedir. 

“Sinemanın Dijitalleşmesi Gerçeklik Algısını Dönüştürüyor”

Sinemanın Dramı başlıklı yazısında, sinemanın dijitalleşmesi sürecinde gerçeklik algısının köklü bir dönüşüm geçirdiğini ve gerçeklikle şuur arasındaki algı ilişkisinin öncelikle incelenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, zıtlıklar arası çatışma ilişkileri üzerine kurulu olan modern anlatım tarzı ve özne anlayışının dijitalleşme ile birlikte estetik ve etik değerlerin ilkeleri ve hemen hemen her şeyin birbirileri ile değiştirilebilir olduğuna dikkat çekiyor.

Sinemanın 100 yılı aşkın tarihsel yolculuğunda dijitalleşme önemli bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Şentürk, sinemanın ilk doğuş yıllarında itibaren seyirciden kendisini stilize edilmiş gösterimle özdeşleştirmesini isteyen temsil sinemasının özellikle dijital dönemde algının gerçekle bağını kopararak, aynı zamanda insanın gerçekliğini de kurguya dönüştürdüğünü kaydederek şu değerlendirmeleri yapıyor: “Sinema 120 yıllık kısa tarihinde başka hiçbir sanat dalında olmadığı kadar değişime maruz kalmıştır. Üstelik daha çok dış etkenlerden kaynaklanan değişimler belirleyici olmuştur. Sinema mimetik tasavvur sanatlarından biri olarak kabul edilmesi onu zorunlu olarak tiyatroya ve romana yaklaştırmıştır. Bütün sanat dalları gelişim ve değişimlerini kendi geleneksel çizgilerine nispetle tecrübe eder ve böylece tarihselleşirken sinema kendilik nispetini kuramamış, kendini daha çok diğer sanat dallarının buluşabileceği bir orta yer olarak sunmuştur.” 

“En Önemli Kırılma Noktası Bilgisayar Teknolojisidir”

Sinemanın doğuşu esasen teknolojik gelişmelere bağlı bir icattır. Sinema diğer klasik sanat dallarından farklı olarak, fotoğraf gibi ve belki daha çok teknolojik gelişmelere bağımlı olması ile dikkat çekmektedir. Şentürk, gerçeklik algımızı değiştiren sinemanın değişmez bir sabit olarak kalmadığını, tarih içinde kendisinin de değişip dönüştüğü ifade ederek şunları belirtiyor: “Bu değişim sadece içerik ve biçim açısından değil, bazen içeriği ve biçimi de etkileyecek biçimde teknolojik bir seyir takip ettiğini söyleyebiliriz. Sinemanın tecrübe ettiği bu değişim ve dönüşüm sürecinin en önemli kırılma noktalarının başlıcası bilgisayar teknolojisi ile birlikte mümkün hale olan dijitalleşmedir. Dijital teknolojiyle birlikte filmin yapım süreci ve maliyeti de büyük ölçüde değişmiş, örneğin dijital iletişim araçlarının yardımı ile çalışma ekibinin zaman ve mekân farklarını gözetmeksizin eşzamanlı organizasyonu ve iş üretimi mümkün olmuştur.”

Sinema Yerini Hareketli Görüntülere Bırakacak 

“Diğer sanat dallarının aksine sinemanın asıl etkileme gücünün bir türlü oluşturma fırsatı bulamadığı kendi konvansiyonlarından değil, bizzat değişimden ve başkalaşmaktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Sinema fiziki gerçeklikten uzaklaştıkça gelenekselleşmeye yüz tutan tarihinden de uzaklaşmış, iki boyutluluktan üç boyutluluğa geçtikçe, gerçekliği taklide kalkışan sanki estetiğinden kendini referans alan bir simülakruma dönüşmüştür. Anlaşılan yakın gelecekte sinemanın yerini hareketli görüntülere zaman ve mekan sınırlarını aşan mobilite kabiliyeti kazandıran bir gelişmenin, örneğin hologram teknolojisinin yeni ifade imkanlarının alması mümkün gözükmektedir. Sinema perdesinde önce iki sonra kabartma gibi duran üç boyutlu hareketli görüntüler de yakın gelecekte perdeden koparak müstakilleşecekler. Fiziki gerçeklikten dijitale, dijitalden nano-teknolojik bir evreye geçişi işaret eden bütün bu gelişmeler, belli ki sadece sinemanın anlamını ve işlevini değiştirmeyecek, belki daha çok ferdiyet/toplumsallık ilkesinden sayılabilir bireyselliğe/toplama ve nihayet tekilliğe geçişi tecrübe eden günümüz insanının ve çevresinin transformasyonu sürecine eşlik edecektir.” 

“Teknolojik Gelişmelere Rağmen Yeni Akımlar Ortaya Çıkmıyor”

Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, teknolojik ilerlemelere rağmen dünya sinemasında yeni dikkat çekici akımların ve avangart hareketlerin ortaya çıkmadığını, oysa yeni akımlar ve avangart hareketlerin hem sinema sanatının hem de ekonomik pazarın hayatiyetini sürdürmesi için gerekli olan atar damarları olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizerek, sinema insanın zaman, mekanla ilişkilerinde, gerçeklik algısı, hafıza, bilgilenme, tecrübe biçimlerinde ve hakikat düşüncesinde radikal değişikliklere yol açabilecek bir icattır ve öncelikle bu yönü ile tartışılması gerektiğini kaydediyor.

“Dijital Sinema Üçüncü Teknolojik Devrimdir”

Doç. Dr. Ala Sivas Gülçur, Dijital Dönemde “Üç Boyutlu Sinema” başlıklı yazısında dijital sinema kavramının 90’lı yıllarda ivme kazanarak, sesin gelişi ve renkli filme geçişin bu sanata eklemlenmesi gibi günümüzde üçüncü bir teknolojik devrim olarak tartışılmakta olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Dijital sinema döneminde ortaya çıkan önemli konulardan birisi de ev sinemasına karşı bir mücadele alanı olarak yeniden sunulan üç boyutlu sinemadır. Bununla birlikte sinema teknolojisinin günümüzde vardığı bu en ileri noktada, dijital sinemanın sinema öncesini ve erken sinemayı anımsatan unsurlara sahip olduğu yönünde görüşlerde mevcuttur.” Ala Sivas Gülçur, yazısında, dijital sinema döneminde film endüstrisinde yeniden görünür konuma gelen üç boyutlu sinema olayını aktararak, sinema ve dijital teknoloji ilişkisini ele alıp, ardından dijital dönemde yaygınlaşan ev sineması sistemlerini açıklayarak, sinema endüstrisinin buna karşı olarak üç boyutlu sinemayı sunmasını incelemiştir. Gülçür, bu süreci dijital dönemde çekilmiş üç boyutlu film örneği olarak Martin Scorcese’nin 2011 yılında çektiği Hugo filmi üzerinden değerlendirmektedir. 

“Dijitalleşme Sinemayı Esaslı Bir şekilde Sarsmamıştır”

Zafet Topaloğlu, “Bugünden Geçmişe Dijital Bir Selam: Görsel işitsel Performanslar” başlıklı yazısında, sinema özelinde dijitalin gelişi ve gelişip yaygınlaşması, üretim, dağıtım ve gösterim süreçlerini esaslı bir şekilde dönüştürmüş ve önceden bu süreçlere dahil olmayan insanların, büyük ve kurumsallaşmış kuruluşlar ve yapıların ortamları da dahil olmak üzere ürün verebilmesine imkan sağlamış olduğuna dikkat çekmektedir. Yazar, “film estetiği ve izleyicinin ürünle kurduğu izleme tecrübesi açısından meseleye baktığımızda da dijitalin, bugün sinema dediğimizde genelde insanların aklına geldiği şekliyle, ister ana akım olsun, ister bağımsız sinema olsun temel estetik yapıları ve anlatım biçimlerini esaslı bir şekilde sarsmadığını düşünüyorum diyerek konuyu ele almaktadır. Topaloğlu ayrıca, şu tespitleri yapmaktadır: “görsel işitsel performanslar, teknolojinin gelişmesi ile özellikle de dijitalin imkânlarının yeniden yayılmasıyla birlikte, hareketli görüntülerin geçmiş serüveninde köşe başı teşkil etmiş önemli sanat pratiklerinin çeşitli veçhelerinin bir arada gelişmiş bir şekilde işlediği; yürütülebilmesi için tamamıyla dijitalin olanakları ihtiyacı olan, onunla var olan; ama temel olarak da geçmişin bahsettiğimiz Atraksiyonlar Sineması, Buluntu Film ve Erken Dönem Video Sanatı gibi pratiklerin yapıları üzerinden yoğun bir şekilde işleyen bir biçimdir.”